08/06/2021

MURTAZA AZİZ HAZRETLERİ

 Dörtyol'da medfun Kırklardan Murtaza Aziz (vefatı 1946)hazretleri'nin kabir kitabesinde GELEN BİR GİDEN BİR  KALAN BİR BU BİR GİZLİ SIR  ibareleri yazılı .MÜRŞİD-İ KAMİLLERDE GÖZÜKEN  CENAB-I PEYGAMBER OLMASIN? Çünkü,İlk yaratılan Nur'un o olduğu ifade buyurulur.

KIRKLARDAN MURTAZA AZİZ HAZRETLERİ İÇİN AZİZİM ŞÖYLE İFADE BUYURMUŞTU:VEFAT ZAMANI EMANETİ VERMEMİŞ  VE ŞÖYLE BİR ÖNKOŞULU ileri sürmüş:"MUTLAKA KIRKLARDAN BİRİ BU HAVALİDEN BİRİSİ OLSUN".Lakin,o mertebeye atanacak derecede o havalide yetişmiş birisi o gün için yokmuş.Mübarek şu şekilde ikna edilmiş:"Şimdilik başka havaliden yetişmiş birisi bu makama atayalım.Bu havalideki yetişene kadar"MANEVİYATIN BÖLGECİLİĞİ OLUR MU?OLMAZ.Ama bu havalinin insanının ayranının çabuk kabarmasınin göstergesi,İşgal kuvvetlerinden Fransız işgalcilerine karşı İstiklal savaşında İlk kurşunun İzmir değil,Maraş değil,Genel kurmay kayıtlarında Dörtyol'da atılması hadisesidir.Kara Memmet Çavuş isimli bir şahsiyet direnişi başlatmıştır.Bu nedenle bir Maneviyat toplantısında ,Efendimizin huzurlarında Murtaza Aziz hazretlerinin pervasızca aşka gelip yumruklarını iki yana açıp "VERMEDİK YA RESULALLAH,vermedik ya Resulallah"diye aşka gelmesi olayını büyükler nakletmişlerdir

MÜRŞİT KUVVETLİ OLURSA

 AZİZLERİMDEN  Hasan Efendi hazretlerinden duymuştum:(Turgut Özal'ı kastederek):MÜRŞİT kuvvetli olursa,müridi Cumhurbaşkanı dahi olsa o makamı terketmeksizin sülukunu tamamlatır(yahut irşad eder).  

"Allah (c.c) ,Adem'in hamurunu 40 gün yuğurdu","Alemi altı günde yarattı"kelamlarında  bir anda olmak usulü yok ki "teenni"yavaş yavaş gerçekleşme var.Ancak,Esmai Hüsna'nın ahirindeki isim "ES SABUR"olduğundan Hz.google okulunun müdavimleri  bu noktada sabırsızlar.Kemalatın en zirvesi Efendimiz'de tecelli ederken 571 senesinin öncesinde dünyaya gelenler bu lütuftan niçin mahrum kaldılar"sualini soracaklara da bir cevap bulmak gerek. 
Aklın fazla oluşu(Zeka fazlalığı),güncel ilimlerde(teknikte)ileri olmak ,doğuştan mevcut özel yetenekler(psişik yetenek)seyrü sülukta bir mana ifade etmezmiş.Niçin Teknik dedik:Çünkü ilerleyen zamanla şimdiki teknik demode oluyor.Niçin aşırı zeka dedik:Ebül Hikem'in ebu Cehil olması gerçeği.Niçin doğuşta mevcut özel yetenekler dedik:sanatkarların Allah'ı bulamaması gibi.
Hz.Beyazıt'ın sözü:Ya doğuştan olamalı(üveysi),ya gören gözü işiten kulağı olmalı,yahut söz tutmalı.Bu üçünden biri değilse Allah'ın mülkünde yaşamasın daha iyi.Bu üç kriter içinde en hafifi "söz tutabilmek"olmalı ancak bunun bile zorluğunu anlatmada kelimeler kifayetsiz kalabilir. 
Gelelim Efendimizden önce yaşayanlara.Onlar Tamamlanan kemalattan mahrum kalanlar mıdır?

DEVRAN BABA,

 ğirdir'deki Devran Baba'ya atfedilen "Bu dünyaya bin defa geldim,bin defa gittim.Anlayana HUUU,anlamayana HOOO"sözü ile Dünyayı değişmiş babasının halini soran dervişine :"-Senin baban şu duvarın dibindeki Tosbağa"cevabı üzerine belirttiği yerdeki kaplumbağa dile gelip:Evlat ,bari sen çalış hayvanlık derekesine düşme"şeklindeki nasihatleri önceden aktarmıştık.

"Yenilen pehlivan güreşe doymazmış"sözündeki duygudan hareketle,başarıncaya,tamamlanıncaya kadar devam etme,şansını tekrar deneme duygusu hepimizde vardır.Bilgimin olmadığı bu konuyla alakalı hislerim  şudur ki;Seyrü süluku tamamlama konusunda yarım kalan yerden devam imkanı olsa gerek.Kaldığı noktadan devam.Eski kazanımlarla yüklü.Ancak,şartlar yeni.Bilgisayar aynı .ancak sıfırlanmış hard diskin kapasitesi genişletilmiş veri yüklemeye hazır.Eski hayat ve eski alışkanlıklar yeni kişilikte mevcut değil.Çile ve sıkıntılar tabiki mevcut.Yeni zamanın gerektirdikleri neyse aynen devam.
Düşünürüm,cesedin ölümü ile hürriyetine kavuşan ruh,tekrar bir başka ceset(sandık)içinde hapsedilip tekraren bir hayatın çilesine niçin talip olur?.Ülen,kurtuldun,niye arkana bakarsın sorusu mutlaka aklımıza gelir.Hadiseye ceset (Madde)bazında değil Ruh(Mana) bazında bakarsak tekrar gelmenin önemini kavrarız.Çünkü,varlığının bir parçası olduğumuz Yüce Sahibimize biraz daha yaklaşma fırsatı kazanmış olacağız.
Bu kelamlar kimler için  veya kimler için değil.
İbadeti bir borç telakki edip ödeyip kurtulmak isteyenler,cennet hesabı içinde olanlar,korkutanlar ,zorlaştıranlar  için değil.(out)
Arayış içinde,cemal'den yana,muhabbet merkezli ,kolaylaştıran,sevdirenler için(in) .
Tüm bunları yazan ben'e soruyorum.Bu sözleri ifadeden murat ve maksadın nedir?Yetkin misin?Değil.o halde niye?Bireylerinin inanç dünyasını inşa etme,koruma ve kollama  devletin bir görevi olması gerekirken bu saha,varlıkları halktan para toplama üzerine endeksli bir teşkilata terkedilmiş.Bu beni  rahatsız eriyor artık.İlginin veya ilgimin sadece iki rekatlık Cum'a nın farzı süresine denk olduğu bu yapı değişmeli. Alışılmamış sorgulamalar bence başlamalı.   

NECİB SULTANDAN

 AZİZİMİN fem'i saadetlerinden

İNSANIN İHTİYAÇ DUYDUĞU ÜC İNSAN.ARKADAŞ-SIRDAŞ-AYNA
ARKADAŞ'lıkta esas olan Denenmişlik.Hani daha önce bu deneme hadisesini (Celal Tevfik Karasapan'ın İskenderun hadisesini) aktarmıştık.daha öncesini şöyle anlattı.1952 yılı ,Konya'daki gazete bayisine 10 adet Cumhuriyet gazetesi gelir.Bu gazetenin kadrosu içinde Derin devlet insanları olduğu için zuhur edecek hadiseleri 1 ay öncesinden bu gazete yazıları içinde bulmak mümkün olduğu için bende onbirinci abone olmaya karar verdim.Ancak gazete bayi bana gizli veriyordu.Konyada Necip Fazıl'ın önderliğinde yurt genelinde kurulan Milliyetçi Gençlik Derneği'ni kurduk.(İsmi belki farklı olabilir.)10 tane esnaf arkadaş dernek binası olarak bir yer tuttuk.masrafını kendi aramızda karşılayarak masa sandalye,çay malzemeleri aldık.Akşamlarıda dernek binasında kitap okuma alışkanlığını başlattık.Derneğin Erzurum şubesi dışarıdan yardımda aldığı için Bankada ayrıca 40.000 TL paralarının olduğunu söyleyerek en faal olan şube diye söylenmişti.Demokrat parti İktidarda.Ali beyin oğlu milliyetçi olmuş,biz milliyetsizmiyiz laflarıda kulağıma geliyor.Gençleri örgütlüyoruz.Çalışmaların hızlı bir zamanında Demokrat partinin isteği ile yurt genelinde derneğin tüm şubelerine baskın yapılıp o gece emniyette geçirildi.Ertesi gün mahkeme ve dernek kapatılarak mallarına el konuldu.Necip Fazıl bu hadise üzerine "Menderesin suyu ısındı"demişti.Dikkat edilirse ,o dönem,islami kesim iktidardan çok şeyler bekliyordu.Bu sükuti hayali Necip Fazıl o zamanki yazılarında görmek mümkün.
DENENMİŞ ARKADAŞ kavramını şöyle öğrendim.Güneş ve ayı gösteren ,İsviçre malı olmayan ,altın renkli krom kaplı çok gösterişli bir saat piyasaya yeni girmişti.fiatı 50 TL.saatçi arkadaşıma gittim.çok fonksiyonlu olduğu için bozulma halinde parça durumunu sorduğumda parçasının olmadığını söyleyince reo marka İsviçre malı mekanik bir saati bana ayda 5 TL taksitle 100 Lira fiatla sattı.Ertesi gün dernekle beraber olduğumuz bir arkadaşın kolunda gösterişli sati gördüğümde "saatleri değişelim mi?" teklifini yaptığımda "saati yeni aldım,hevesim gitsin ondan sonra"diye cevap aldım.sonraki gün bu arkadaş bana gelerek "Tamam teklifini kabul ediyorum Değişelim "deyince ben "-o zaman isteğim vardı ama şimdi istemiyorum "diye cevap verip ayrıldıktan sonra ben doğruca bu satleri satan arkadaşın dükkanına gittim ve sordum:"-Filan sana geldimi?ne sordu ne dedin?"deyince saatçi arkadaş:"-Evet o bana geldi.bu saatlerin fiatını sordu.gösterişli olan saat 50 TL,mekanik reo marka saat 100 TL diyerek mekanik  saatin daha iyi olduğunu söyledim"deyince arkadaşımın "ferağat"noktasında denemeyi kaybettiğini anladım.Denenmiş arkadaşı bulmak çok zordu.
SIRDAŞ'a gelincebunun faydası insan bazı problemleri konusunda sır sahibi birisini bulup bu problemleri istişare ettiği takdirde ,Beden bu problemin yükünden en azından yarı yarıya kurtulurmuş.SIRDAŞ tek kişi olurmuş.AZİZİM ,böyle bir kişi bulamadığı için Mürşitlerini SIRDAŞ olarak kabul edip bu sorunu çözdüğünü söylemiş,şu hikayeyi ilave etmişti.Padişahın biri ,vezirine emir vermiş:"-En iyi berberi saraya getirin.Sarayda çalışacak".Berber gelir,ancak 15 gün sonra kafası vurulur.Tekrar yeni bir berber aranır,bulunur gelir bir ay sonra kafası vurulur.Bu mihvalde berber kalmamış ülkenin uzak yerlerinden berber aramaya karar vermişler.Bir berber bulmuşlar.Çalışıyormuş.Bir ay,bir sene,üç sene işine devam etmiş.Hiçbir şey yok.Padişah,Bir gün buğday tarlaları içinde gezerken esen rüzgar'ınh tesiriyle buğdayların bir ses çıkardığını duymuş ve dinlemiş"Padişahın kulakları eşek kulağı gibi".Padişah saraya dönmüş ve derhal berberi çağırtmış.Berber huzura gelip cellatların hazır olduğunu görünce doğruyu söylemeye karar vermiş.Meğer padişahın kulakları çok büyük merkep kulağı gibi imiş.Daha önce gelen berberler padişahın bu sırrını kendi aile efradına ifşa ettiği için Padişah başını vurdururmuş.Sarığın kapladığı bu kulakları hiç kimse dışarıdan görme imkanı olmamış.Son berberde padişahın bu sırrını hep muhafaza etmiş kimseye dememiş ancak,saraydan uzak bir tarlaya yer altına bir mahzen kazdırıp oraya girer ve yer altında "Padişahın kulakları eşek kulağı gibi"sözünü söyleyerek bu sırrın vücuduna verdiği ağırlıktan kurtulurmuş.Ancak,toprak ve rüzgar canlı oluğu için o tarlanın başına gidenler tarladaki buğdayların rüzgarda sallanırken bu cümleyi söylediklerini duyarlarmış.
AYNA'ya gelince.Bu bir cisim değil İNSAN'mış. MİR'AT'I MUHAMMEDDEN ALLAH GÖRÜNÜR DAİM.sözü gereği Cenab-ı hakk'ı İnsan-ı kamilde müşahede etme gerçeği.Sağlıcakla kalın 

KÜRT BAHRİ

 Hayırlı Haftalar

Latife mahiyetinde,naz ve niyaz makamında  söylerler KÜRTTEN OLMAZ EVLİYA-KOMAYIN AVLUYA.
Bahri Baba(Bahri Ersoy-namı diğer KÜRT BAHRİ) Erzurumlu Niyazi Baba'dan anlatmıştı:
Efendi hazretleri Erzurumdan Haruniye'ye  bizleri görmeye geldi.Bir cuma akşamıydı.Camiye gittik yatsı namazına.Cemaat içinde Efendi hazretlerinin tabilerinden Cevdet Ağa isimli bir ağa vardı.Evinde yemekle alakalı tüm hazırlıkları yapmış bekliyordu.Niyazi Baba oraya gitmedi.hiçbir hazırlık yokken bizim eve geldiler.28 kişi.Sordum:Efendim,Cevdet ağanın evinde tüm hazırlıklar yapılmadı oraya niçin gitmedinde buraya teşrif ettin?bana buyurdu ki:"Bahri baba.Cevdet ağanın evinde silah var.Eğer oraya gidersek jandarma orayı bastığında ağayı tutuklarlar.silahtan dolayı kurtulamaz.Bana Lambayı söndür bir zikir çekek dedi.Lambayı söndüreceğim zaman Yunus A.S ın kıssasını anlattı.Birazdan jandarmalar evi sardı.Niyazi Baba'nın sözünden jandarmaların geleceğini sezmiştim.Çünkü Niyazi baba içeride bulunan kişilerden dolayı bunların hepsi dervişmi? müritmi ?diye sordu Bende bilmiyorum dedim.Mübarek Birazdan anlarız"dedi.Jandarmalar bizleri aldı 28 kişiyi gece saat on ikide ayakta durma imkanı bile kısıtlı 8 metrekare bir yere tıktılar.gündüz cuma namazına gitmeye izin yok.Jandarma nezaretinde bizleri Bahçe ilçesine götürdüler.İfadelerimi alan bir Diyarbakırlı vekil öğretmeni 12 Eylül ihtilali Kaymakam yapmıştı.İfade akabinde İkindi vakti Adana Sıkıyönetim'e gönderildik.Sıkıyönetimde minübüsten inmedik.Bir Albay içeri girdi dosyalarımızı tek tek inceledi.Bunları buraya kim gönderdi diye uzmana sordu.Efendim Kaymakam gönderdi"denince telefonla Bahçe jandarma komutanlığını aradı Kaymakam'ın kim olduğunu sordu.Bölük komutanı:"Diyarbakırlı vekil öğretmen "deyince bizi minübüsten indirmeden geri gönderip serbest bıraktı.
ALLAH DEMENİN YASAK OLDUĞU DEVİRLERDEN BUGÜNE GELDİK.NİYAZİ BABALAR GÖÇTÜ GİTTİ.DUMLU HAZRETLERİ,TATLICI ALİ EFENDİ,MEDLİ DEDE GİBİ BİLİNENLER VE NİCE BİLİNMEYENLER GÖRÜNEN ALEMDEN ÇEKİLDİLER.YÜKÜ ONLAR ÇEKTİ.O GÜNLERİN ZORLUKLARINI UNUTMADAN BUGÜNKÜ SERBESTLİĞİMİZİN KIYMETİNİ BİLİP ŞÜKRÜNÜ EDA ETMEMİZ GEREKMEZ Mİ?
********

EHLULLAH ZİYARETİNİN ADABLARINDAN

Haruniye'den Kürt Bahri anlatmıştı.Birgün Erzurumdan bizim efendimiz Niyazi Baba misafir gelmişti.Beni Dörtyol'a Ali baba'ya götür dedi.O zamanlar Kamyonculuk yapıyordum.Kamyona bindik,Ali Baba'nın bulunduğu mahalle geldik,yola sapacakken buyurdu ki:"Nizamiye nöbetçisine gidelim izin alalım"demesi üzerine Dörtyol İstikametine devam ettik.Nizamiye Nöbetçisinin Dörtyol'da Terzilik yapan Necib Efendi(YÜZBAŞIOĞLU) olduğunu anladım.Kamyonu çarşı içine park ettim.Niyazi baba bana:"-Git müsaade iste"dedi.İndim dükkanına doğru yürürken yarı yolda Necip Efendinin bize doğru hızla geldiğini gördüm."-Müsadeye gerek yok buyrun gelin"dedi.Hep birlikte dükkana geçtik 1 saate yakın dükkanda oturdular.Tek kelam konuşmadılar.sadece Yüzbaşıoğlu,Niyazi Babaya hitaben"-Senin alnındaki nur'a kurban olayım"demesiyle ayıkdım ve her iki insanın büyüklüğüne şahit oldum.Niyazi Efendi,Ali baba'yı müsade ederse ziyaret etmek istediğini belirtti."-Tabi sultanım dedi.ben de sizinle geleyim"deyince hep birlikte kamyonla Ali baba'nın uzun oturduğu çadır'a gittik.Ziyarete varıp oturduk.uzunca bir süre hiç kelam olmadı.bu esnada Ali Baba'ya hizmet eden sakallı Ali,tepsi içinde ikram için Karpuz getirmişti.Ali Baba,oturduğu yerden karpuz tepsisine bakarak sükutu bozdu ve "-Karpuzda oluk mu ne ?"sözünü kullandı.Bir yıl sonra bu sözü çözebildim.Ali Baba ,ziyaretine gelen Niyazi Baba için bu söz kullanmış ve onun kemalatını ifade etmişti.
Bu ziyaretten sonra Niyazi Baba'ya sordum:"-Efendim,Terzi Babayla konuşmadınız,Ali baba ile de konuşmadınız"deyince Niyazi baba bana:
"-Bahri Efendi.biz çok şeyler konuştuk sen anlamadın.Ali Baba'da Naci sırrı var.İneğin karnındaki dananın kırmızımı siyahmı olduğunu bilir"dedi
******

ERZURUMLU EŞO

 ERZURUMLU EŞO  Haruniyeli Kürt Bahri anlatmıştı.

Sene 1968.Erzurum'a gitmek için Osmaniyeye indim.Petrol İstasyonunda  araba beklerken tek kapılı Anadol bir taksi geldi.Benzin almak için petrole girdi.sordum "Nereye gidiyorsun?"dedi ki "Erzurum'a gideceğim ancak bir şöför arıyorum"deyince ben şöförlük bildiğimi belirtmem üzerine "Erzurum'a niçin gittiğini"sordum.O da anlattı.1951 yılında Kore'ye asker olarak gittim.O zaman Üsteğmendim.Savaşırken bir yerde muhasara altında kaldık.etrafımız çevrili idi.Beyaz giysili bir adam peyda oldu beni takip edin dedi bende 12 askerle birlikte bu kişinin peşine düştük  ,düşmanın üzerine basa basa oradan ayrıldık ve düşman bizi göremedi.Beyaz giysili adam bizi Türk tugayına getirdi ve bize şunu söyledi:"Ben Erzurumlu EŞO'yum."bir anda kayboldu.Şimdi Binbaşı rütbesinden emekli oldum.Erzurum'a bu  kişiyi soruşturarak bulmaya gidiyorum "dedi.Birlikte Erzurum'a vardık.Efendi hazretlerinin (Niyazi baba'nın)dergahına indik.Eşo' isimli birisinin varlığını  sorduk.Dediler ki Eşo dağda yaşayan bir adamdır.her sabah şehir mezbahanesine bir defa gelir.Mezbahane artığı et,kemik ne varsa toplar bir sandığa koyar dağdaki kurtlara götürür.,kurtlarla yaşar.Görürseniz orada görürsünüz demesi üzerine  Efendi hazretleri,oğlunu emekli binbaşının yanına rehber olarak verir gidin mezbahanede Eşo'yu arayın der.Mezbahaneye gittiğimizde yalın ayak üzerinde uzun bez beyaz bir gömlek giymiş,saçı sakalı birbirine karışmış birisinin Eşo olduğunu anladık.Binbaşı koşarak yanına gitti,sarıldı,ağlayarak Eşo'ya :"EFENDİM GEL SENİ GÖTÜREYİM,BU HAYATTAN KURTUL,DAHA GÜZEL BİR HAYAT YAŞA"dedi.EŞO :"-Bana bunu söyleyeceğini bilseydim seni Kore'de kurtarmazdım"dedi.sandığını sırtladığı gibi kayboldu gitti.BU ŞAHSİYETLER İÇİMİZDE OLDUĞU MÜDDETÇE BU MİLLET ASLA DEVRİLMEZ.
******

MEHMET BİR HOCA

 Devlet işlerini gören memurları, tayin suretiyle devlet atamasını yaptığı gibi Manevi alemde de Allah işleri ile ilgili olanların tayini yapılırmış.Bu meyanda şu hadisenin varlığına şahit olmuştuk.Anlatan Rize ,İkizdere,Şimşirli köyünda doğmuş Mehmet BİR isimli ,diyanetten emekli ,10 yılı aşkın zamandır Vakfımızda Teravih namazları ile Perşembe akşamlarının vakit namazlarını eda ettiren hocamız.onun diliyle hadisenin boyutu şu şekilde vuku bulmuş:Hafızlığımı bitirdikten sonra bir müddet İstanbul Üsküdar tarafından Zengin bir şahsın yaptığı bir semt camisinde  fahri imamlık  yaptım.Sonra Ankara,Yenimahalle 6,5 durakta Kur'an kursunda vazife aldım.Ramazan günü öğle yahut ikindi namazında Hacı Bayram Camiinde hafız arkadaşlarla mukabele okuyoruz.Namazdan sonra avluda foterli bir şahıs beni yanına çağırdı.İskenderun'da 1960 yılına kadar kilise sayısının cami sayısınfan fazla olduğunu,güzel kıraate sahip hocalardan yoksun bulunduğunu,Kur'an tilavetinin güzel olduğunu beyan ederek bana "Seni İskenderun'a götüreceğim "dedi.Ben,Kusura bakmamasını,İskenderun'un çok sıcak olduğunu,başka arkadaşlarla görüşmesini"söylesimde ısrarla bana "-sen geleceksin"dedi.Ben de "-Amca,ben tayinimi istemezsem beni kim tayin edecek İskenderun'a"deyince Yaşlı amca Hacı Bayram Veli hazretlerinin türbesini işaretle "-Seni o tayin etti"diye söyledi.Bende içimden "Adam sende "deyip geçtim.Bir ay sonra Diyanet'ten bir yazı .Tayinim İskenderun'a harcırahsız olarak çıkmış.Şaşırdım.Yapacak bir şey yok.İskenderun'a kalmak için değil tekrar geri memlekete gitmek için geldim aradan 55 yıl geçti halen bu memlekette kaldım".Bu konuşmayı 10 yıl önce yapmıştı.İleri yaşı nedeniyle vakfa gelemiyor.Cenab-ı Hakk şifalar bahşetsin.


Şüphesiz Manevi tayin'in zahiri nedenleri olabilir.bizce o bölüm çok önemli değil.  
Maddi alem,Manevi işaretlerle yönetilebilir mi?şeklinde görünüşte masum bir sual,ama cevabı çok derin ve azim bir konu ile alakalı bir bahis açmak isterdim.Ama aklıma Üsküdar'ın üç sırlısındaki Eşref Ede'nin Mehmet Sabit Efendi'den naklettiği sözü geldi."-EĞER HİLAFET,EHL-İ BEYT'E NASİP OLMUŞ OLSAYDI,ŞU AYAKKABIMIN ALTINDAKİ ÇİVİLER(KABARALAR)BİLE ALTINDAN OLURDU".Yeryüzü kim için:Mü'min"için.Hangi mü'min.Saf,kıyamete kadar korunmuş ALTIN NESİL için....